Mustafa Kılınç Uzaktan NLP Eğitimi
Haftanın Sözü
İnsan düşündüğü kadar güçlü inandığı kadar değerlidir.
NLP DAP
NLP DAP İLE ULUSLARARASI GEÇERLİ SERTİFİKALI NLP PROGRAMLARI
Mustafa Kılınç'ın Eserleri
Mustafa Kılınç Eserleri

Sahip Çıkmanın Güzel Bir Örneği

Sizi bugün Konya'ya bağlı, Toros dağları eteklerinde olan Beyşehir ilçesine götürmek istiyorum. Beyşehir, Türkiye'nin üçüncü büyük gölü olan Beyşehir gölünün doğu sahilinde yer alır. Kışları oldukça soğuk geçen Beyşehir, denizden yakl. 1150 m yüksekliktedir.

Bu ilçede, yerli ve yabancı ziyaretçilerin epey ilgisini çeken tarihi eserler var:

Burada Selçuklulardan sonra, Beylikler dönemine ait, Eşrefoğulları sülalesinin yaptırdığı külleyesinin merkezinde, Anadolumuzun en büyük, düz çatılı, ahşap sütünlü bir cami yer alıyor.

Eşrefoğlu camisi, 1296-1299 yılları arasında Eşrefoğlu Seyfettin Süleyman Bey yaptırmış. Muazzam ince taş işçiliği olan taç kapısından girdikten sonra, son cemaat bölümüne, sonra da çok iyi korunmuş ağırlıklı olarak firuze mozaik çinilerle kaplanmış ikinci kapıdan geçilir. Şimdi önünüzde o muhteşem mekan... Toplam 47 tane olmak üzere, Toros dağlarından getirilmiş sedir ağaçından yapılmış sütunlar, ahşap çatıyı taşımaktadır. Caminin sütun başlıkları ve çatı kirişleri renk renk olağanüstü güzellikteki ince kalem işiyle süslenmiş. Caminin ortasına yerleştirilmiş kar deposu zamanında, sütunlerin ahşabını nemli tutmak için yapılmıştı.

Kıble duvarında 6 m yükseklikte, Selçuklular zamanından kalan en başarılı çini mozaiği yer alır. Onun hemen yanında bulunan mimberin dışı, birbirine geçmeli, çivi ve yapışkan kullanmadan olan kündekarı tekniğiyle işlenmiş ahşap parçalar ile dekore edilmiş. Bu yapının özellikleri ve güzelliği kelimelerle anlatmak imkansız, görmek gerek.

Bu camide Beyşehir'li olan İsmail Efe Bey onbeş senedir imamlık yapmaktadır.
Kendisi daha çocukken bile, Ramazan aylarında bu camide mukabele okurmuş.
Hep hayal etmiş, bir gün burada görev yapmayı. Çeşitli yerlerde imamlık yaptıktan sonra, dileği gerçekleşmiş, Eşrefoğlu camisine tayin edilmiş.

Burada göreve başlamış, ancak İsmail Bey imamlık görevini yapmaktan çok öte, bu olağanüstü esere aynı zamanda fevkalade sahip çıkmaktadır.

Şu anda yıllık ziyaretçi sayısı 270.000 yerli, 30.000 yabancı olmak üzere, çoğunu gezdirmiş, camiyi ince detaylara kadar anlatmış. Bir kaç sene önce geçirilen restorasyon çalışmalarında yapılan bazı yanlışları farkederek, yetkili mevkilere bildirmiş ve bu çalışmalarına bir ara verdirerek, daha sonra olması gerektiği şekilde devam etmesine vesile olmuş.

Bu eserin değerinin tam bilincinde olmayan ziyaretçileri yapmamaları gereken davranışlarda uyarır. Hoparlör sistemleri bir çok yapıda çirkin bir şekilde binanın mimarisini olumsuz etkilerken, burada neredeyse fark edilmeyecek şekilde lambaların ortasına yerleştirilmiş. İsmail bey, günlük yaptığı gönüllü işlerle kalmayarak, ayrıca yaklaşık dört buçuk senede, kışın seyrekleşen ziyaretçi sayısını fırsat bilerek, cami ve çevresinde bulunan külliye ve hamam yapıları hakkında ikiyüz sayfaya yakın, profesyonel fotoğrafçıların çektikleri harika fotoğrafla dolu dolu içerikli bir kitap yazmış.

Onun güzel sesinden haberdar olan, ondan bir ezan okumasını rica eder, çünkü 2005 senesinde, Konya'da bir ezan yarışmasında birinci olmuştu.

Ben bu haftaki yazımı İsmail Bey'e ortak geçmişimizin bu kadar olağanüstü bir esere sahip çıktığı için, aynı zamanda ona teşekkür etmek için yazdım. Ülkemizde İsmail Bey gibi örnekler mevcut, onlar iyi tanınmalı, çünkü bu tür girişimlerde bulunan insanlar, " Ben ne yapabilirim ki? ", " Elimden birşey gelmez." , " Başkası yapsın. " felsefesini taşıyan insanlar olmaktan uzak olup, tersine kollarını sıvayıp, " Ben nasıl bir katkıda bulunabilirim? " diye soran insanlardır.

Bu örnekler, insanın gerçekte çok şey yapabilecek güçte olduğunu gösterir.

Yeter ki istesin, farkında olsun.

Herkes üzerine düşeni sevgiyle ve özveriyle yaparsa, çok daha iyi bir dünyada yaşayabiliriz. Şikayet etmek çok kolay, hep başkalarına sorumluluk yüklemek de... ". Ancak eyleme geçip, elinizden gelenini yapmak, daha verimli bir yaklaşımdır. İsmail bey ilgisiz olabilirdi, çünkü yaptıkları asıl görevinin dışında olan şeylerdir. Yaz-kış, rahatını bozmadan sadece camiyi namaz saatlerinde açabilirdi. Verdiği emeğe, sürekli aynı şeyleri anlatmaya da mecbur değildir. İŞTE O SAHİP ÇIKIYOR, o tarihi eser onun için korunması gereken bir çocuğu gibi görüyor, DOĞRU BİLİNCİNİ TAŞIYIP, SORUMLULUK ALIYOR.

Teşekkür ederiz, İsmail Efe Hoca...! Ne iyi ki varsınız !

Verimli bir hafta dileklerimle,

Sevgiyle kalın...

Aysel Çiçek Diğer Yazıları
Mustafa Kılınç Biyografisi
REİKİ VE DEĞİŞİM PROGRAMLARI
NLP DAP
Web Tasarım
Web Tasarım
Web Tasarım
Web Tasarım
Web Tasarım
Web Tasarım
Web Tasarım