Yaşlı bir adam, ömrünü güzel çiçekler yetiştirmeye adamıştı. Evinin penceresinden baktığında ise sadece solmuş çiçekler, gri bir gökyüzü ve bakımsız bir bahçe görüyordu. Her sabah uyanıyor, bahçesinin ne kadar kötü göründüğüne bakıp hayıflanıyor, "Neden emeğimin karşılığını alamıyorum?" diyerek mutsuz oluyordu. Bu mutsuzluk bedene çöküyor, omuzlarını düşürüyor ve onu halsiz bırakıyordu.
Bir gün bir dostu ziyarete geldi. Adam ona dert yandı: "Bak dostum, yıllardır uğraşıyorum ama bahçem bir türlü canlanmıyor, baksana her yer ne kadar kasvetli."
Dostu pencereye yaklaştı, cebinden bir bez çıkardı ve pencerenin üzerindeki kalın toz tabakasını ve yılların biriktirdiği kiri sildi. Sonra geri çekildi.
Adam hayretler içinde kaldı. Pencerenin önündeki kir temizlenince, aslında bahçenin rengarenk olduğunu, güneşin parladığını ve çiçeklerin sapasağlam durduğunu gördü. Bahçe hiç değişmemişti; değişen tek şey, adamın bahçeye baktığı pencerenin temizliğiydi…
Hayatımızdaki sorunlar bazen dış dünyada değil, dünyayı izlediğimiz "zihinsel pencerenin" kirindedir.