Bir köyde yaşlı bir su ustası vardı.
Köylüler ne zaman bir kuyu kazsa onu çağırırlardı.
Bir gün genç bir adam geldi.
— Bana su bulmayı öğretir misin? dedi.
Yaşlı usta kabul etti.
Birlikte günlerce dolaştılar.
Genç adam her yerde toprağı inceliyor, taşları ölçüyor, ağaçlara bakıyordu.
Ama usta çoğu zaman sessizce yere oturuyordu.
Sonunda genç adam dayanamayıp sordu:
— Sen neden hiçbir şey yapmıyorsun?
Usta cevap verdi:
— Dinliyorum.
— Neyi?
— Toprağı.
Genç adam güldü.
— Toprak konuşmaz.
Usta hiçbir şey söylemedi.
Ertesi gün bir noktayı işaret etti.
— Burayı kaz.
Kazdılar.
Bir süre sonra su çıktı.
Genç adam hayran kaldı.
— Nasıl bildin?
Usta elindeki kovayı suya daldırdı.
Sonra kovayı genç adama uzattı.
— Ne görüyorsun?
— Suyumu.
— Daha dikkatli bak.
Genç adam tekrar baktı.
Bu kez yüzünü gördü.
Usta:
— İnsanlar su bulmak için toprağı dinlemeyi öğrenmek isterler. Ama önce kendi içlerindeki suyu dinlemeleri gerekir.
Genç adam anlamadı.
Yaşlı adam devam etti:
— Öfkelendiğinde ne hissediyorsun?
— Öfke.
— Hayır.
— Korktuğunda ne hissediyorsun?
— Korku.
— Hayır.
Genç adam şaşırdı.
— O zaman ne hissediyorum?
Usta kovadaki suyu hafifçe salladı.
Yüz tamamen bozuldu.
— Çoğu insan duygularını isimleriyle tanır, kendileriyle değil.
Öfke derler.
Ama altında incinmişlik vardır.
Korku derler.
Ama altında yalnızlık vardır.
Kıskançlık derler.
Ama altında görülme ihtiyacı vardır.
Duygularının adını bilirler.
Kaynağını bilmezler.
Sonra usta son soruyu sordu:
— Başkalarını anlamakta neden zorlandığımızı biliyor musun?
— Neden?
— Çünkü kendi kuyumuzun ne kadar derin olduğunu bilmeden başkasının kuyusuna bakıyoruz