İNSAN DEĞİŞMEK İSTİYOR; PEKİ ONU DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞAN MODELLER DEĞİŞTİ Mİ?
Mustafa Kılınç
İnsan üzerine çalışan sistemlerin önünde bugün rahatsız edici bir soru duruyor:
İnsan değişti. Dünya değişti. Ya insanı değiştirmeye çalışan modeller?
Bilgiye ulaşmanın zor olduğu bir çağdan, bilginin insanın üzerine yağdığı bir çağa geldik.
Bugünün insanı ne yapması gerektiğini çoğu zaman bilmiyor değil.
Daha sağlıklı yaşaması gerektiğini biliyor.
Sınır koyması gerektiğini biliyor.
Kendisine zarar veren ilişkileri fark ediyor.
Ertelediğini görüyor.
Kaygısının farkında.
Çocukluğundan taşıdığı bazı kayıtların bugünkü davranışlarını etkileyebileceğini biliyor.
Hatta bazen kendi problemini, onu dinleyen uzmandan önce tarif edebiliyor.
Ama yine de değiştiremiyor.
İşte tam burada benim yıllardır üzerinde düşündüğüm temel mesele başlıyor:
Bir şeyi bilmek, neden onu değiştirmeye yetmiyor?
İNSANIN SORUNU BİLGİ EKSİKLİĞİ OLMAYABİLİR
Belki de değişim alanında uzun zamandır yanlış yere fazla ağırlık verdik.
İnsana daha fazla anlattık.
Daha fazla fark ettirdik.
Daha fazla düşündürdük.
Geçmişini daha fazla analiz ettirdik.
Fakat insanın düşüncesi değişmek isterken bedeni eski cevabı üretmeye devam edebiliyor.
Zihin “hayır” demek isterken ağız “evet” diyebiliyor.
İnsan bir ilişkinin kendisine zarar verdiğini bilirken ayrılamıyor.
Başarılı olmak istediğini söylerken tam başarıya yaklaşmışken geri çekilebiliyor.
Para kazanmak isterken kazandığını tutamıyor.
Sevilmek isterken kendisini sevemeyecek insanlara yöneliyor.
Demek ki insan yalnızca düşündüğü şey değildir.
Ve değişim yalnızca düşüncenin değiştirilmesiyle açıklanamayacak kadar büyük bir organizasyondur.
NSP — Nöro Somatik Programlama tam olarak bu sorunun içinde doğdu.
NSP’NİN SORDUĞU SORU FARKLI
NSP insana yalnızca:
“Neden böyle davranıyorsun?”
diye bakmaz.
Daha derine gider:
“Sende hangi organizasyon bu davranışı hâlâ gerekli görüyor?”
Çünkü bazı davranışlar mantıksız oldukları için devam etmezler.
Tam tersine, insanın iç sisteminde bir zamanlar bir işleve sahip oldukları için devam ederler.
Kaçınmak…
Susmak…
Kendinden vazgeçmek…
Sürekli güçlü görünmek…
Herkesi memnun etmek…
Başarıdan geri çekilmek…
Yakınlaşınca uzaklaşmak…
Bunların bazıları karakter olmayabilir.
Bir zamanlar insanı korumak, kabul görmek, ait olmak veya hayatta kalmak için örgütlenmiş cevapların bugüne taşınmış biçimleri olabilir.
O halde değişimin sorusu:
“Bu davranış kötü mü?”
değildir.
Asıl soru şudur:
Bu davranışın bugünkü insan üzerindeki görevi hâlâ devam ediyor mu?
İşte NSP’nin değişim mimarisi burada başlar.
ZİHİN İSTERKEN BEDEN NEDEN DİRENİR?
İnsan bazen değişmek istediğini bütün samimiyetiyle söyler.
Ama beden başka bir şey söyler.
Tam sınır koyacakken kalp hızlanır.
Bir fırsat geldiğinde mide kasılır.
Bir insan uzaklaşacak olduğunda göğüste baskı oluşur.
Konuşması gereken yerde boğaz düğümlenir.
Burada bedeni düşman ilan etmek kolaydır.
NSP açısından ise beden çoğu zaman düşman değil, taşınmakta olan organizasyonun görünür yüzüdür.
Bu nedenle nöro ve somatik süreçleri birbirinden kopararak insanı anlamaya çalışmak yerine; düşünceyi, duyguyu, davranışı ve bedensel karşılığı aynı değişim organizasyonunun parçaları olarak okumaya ihtiyaç vardır.
NSP’nin “nöro-somatik” vurgusu tam burada anlam kazanır.
İnsan yalnızca zihninden ibaret değildir.
Ama yalnızca bedeninden de ibaret değildir.
İnsan; öğrenilmiş kayıtların, anlamların, bedensel cevapların, davranış örüntülerinin ve bunların üzerinde yeniden karar verebilme kapasitesinin birlikte oluşturduğu canlı bir sistemdir.
ÖZBİLİNÇ: İNSANIN KENDİ HAYATINA GERİ DÖNÜŞÜ
NSP’nin merkezindeki en önemli kavramlardan biri özbilinçtir.
Ben özbilinci yalnızca “kendinin farkında olmak” olarak görmüyorum.
Farkındalık başlangıçtır.
Ama insan farkında olduğu bir şeyi yıllarca sürdürebilir.
“Bunun bana zarar verdiğini biliyorum.”
cümlesi değişim değildir.
NSP açısından kritik eşik şudur:
İnsan, kendi iç organizasyonu üzerinde yeniden söz sahibi olabiliyor mu?
Çünkü nihai amaç insanı bir uzmana, yönteme veya sonsuz bir değişim sürecine bağımlı hâle getirmek olmamalıdır.
Amaç insanın kendi hayatının öznesi hâline gelmesidir.
Bazen bunun için profesyonel desteğe ihtiyaç duyabilir.
Fakat desteğin amacı bağımlılık üretmek değil, insanın kendi iç otoritesini güçlendirmek olmalıdır.
NSP’nin insan anlayışında benim için en önemli cümlelerden biri budur:
İnsan değişimin nesnesi değil, değişimin öznesidir.
NSP’NİN BİLİMSEL YOLCULUĞU
Bir yaklaşımın güçlü iddialarda bulunması tek başına yeterli değildir.
Soru sormak gerekir.
Araştırmak gerekir.
Ölçmek gerekir.
Eleştiriye açmak gerekir.
Yanlışlanabilir olmak gerekir.
Çünkü bir sistem kendi doğruluğunu yalnızca kendi uygulayıcılarının inancından üretmeye başladığında bilimsel zeminden uzaklaşır.
Bu nedenle NSP’nin önündeki yol yalnızca daha fazla insana ulaşmak değildir.
Aynı zamanda daha fazla araştırılmak, tartışılmak, ölçülmek ve akademik dünyanın eleştirisine açılmaktır.
NSP üzerine gerçekleştirilen ilk bilimsel çalışmanın yayımlanmış olması bu nedenle benim için yalnızca bir başarı haberi değildir.
Bir başlangıçtır.
Çünkü bundan sonraki soru:
“NSP nedir?”
kadar,
“Hangi koşullarda, kimlerde, hangi değişkenler üzerinde, ne ölçüde etkilidir?”
olmalıdır.
Bilimsel bir model kendisini alkışlatmaya değil, sınanmaya götürmelidir.
BELKİ DE GELECEĞİN SORUSU ŞUDUR
İnsanlık uzun zamandır insanın geçmişini anlamaya çalışıyor.
Belki şimdi bunun yanına başka bir soruyu koymanın zamanı geldi:
İnsan, geçmişinde oluşmuş bir organizasyonun bugünkü zorunlu devamı olmak zorunda mı?
NSP’nin cevabı burada başlıyor:
Hayır.
Geçmiş açıklayabilir.
Ama yönetmek zorunda değildir.
Beden kayıt taşıyabilir.
Ama kader olmak zorunda değildir.
Bir davranış yıllardır tekrar ediyor olabilir.
Ama kimlik olmak zorunda değildir.
İnsan geçmişini silemeyebilir.
Fakat geçmişinin bugünkü hayatı üzerindeki yetkisini yeniden düzenleyebilir.
Ve belki gerçek değişim tam da burada başlar:
İnsanın başka biri olmasıyla değil…
Kendi hayatı üzerindeki yetkisini yeniden üstlenmesiyle.
NSP’nin dünyaya söylemek istediği şey belki de bütün kuramsal açıklamalardan önce bu kadar yalındır:
İnsanı değiştirmeye çalışmadan önce, değişimin yetkisini yeniden insana vermeliyiz.
Çünkü geleceğin insan modeli, kendisine sürekli ne yapması gerektiği söylenen insan olmayacaktır.
Kendi düşüncesini okuyabilen, bedeninin verdiği cevabı anlayabilen, geçmişten gelen organizasyonları sorgulayabilen ve artık kendisine hizmet etmeyen yapılara karşı yeni bir karar üretebilen insan olacaktır.
Ben NSP’nin yolculuğunu tam olarak burada görüyorum.
Bir teknikler toplamı olmanın ötesinde;
insanın yeniden kendi hayatının öznesi olabilme ihtimalini araştıran bir değişim modeli olarak.
Ve daha yolun başındayız.
Mustafa Kılınç
Nöro Somatik Programlama (NSP) Kurucusu