Mustafa Kılınç ile Bilinçaltı Değişim Programları
Haftanın Sözü
İnsan düşündüğü kadar güçlü inandığı kadar değerlidir.
NLP DAP
NLP DAP MUSTAFA KILINÇ İLE SERTİFİKALI NLP PROGRAMLARI
Mustafa Kılınç'ın Eserleri
Mustafa Kılınç Eserleri

Üç Asırlık Kişisel Sırlar ve Heyecanlar

John Steinbeck büyük bir deftere "Eskiden günlük tutmayı denedim, ama dürüst olma mecburiyeti yüzünden istediğim gibi yürümedi" diye yazmıştı. Steinbeck'in "Gazap Üzümleri" üzerindeki çalışmasının kaydını tutan günlüğü, New York'taki Morgan Kütüphanesi ve Müzesi'nde 21 Ocak'ta açılan, "Günlük: Özel Yaşamların Üç Yüz Yılı" adlı ilginç sergide yer alıyor. Günlüğün hedefi öyle mütevazı ki, büyük olasılıkla gerçeği çok saptırmıyor. Ancak sergideki günlüklere biraz zaman ayırınca, bunları tutanların kendileriyle ilgili yazdıklarını şekillendirmek için ne kadar emek verdiklerini anlıyorsunuz. Günlükler arasında ünlülere (Nathaniel Hawthorne) ve tanınmayan kişilere (Victor Hugo'nun kızı Adèle Hugo), kraliyet mensuplarına (Kraliçe Victoria, Kuzey İskoçya'ya yaptığı gezileri anlatıyor) ve korsanlara (17'nci yüzyılda İspanyolları soyan Bartholomew Sharpe) ait olanlar var. Ayrıca çocuk yazarların (9 yaşındaki J.P. Morgan) ve çocuk edebiyatı yazarlarının (ara sıra kaynak olarak kendi günlüklerinden yararlanan E. B. White) günlükleri de bulunuyor. Bob Dylan'ın The Band grubuyla 1973- 74'te çıktığı turnenin seyahat günlüğü, Memphis'teki bir otel odasından gözüken manzaranın kabataslak çizimiyle başlıyor. Einstein'ın 1922'de tuttuğu seyahat günlüğünde, sayfaların arkasında elektromanyetizma ve genel görelilikle ilgili hesaplamalar var. Sergideki çeşitlilik baş döndürücü. Günlükler ciltli defterlere de yazılmış (Sir Walter Scott'ınki gibi), not defterlerine de (New Yorklu polis teğmeni Steven Mona'nın, 11 Eylül saldırılarıyla ilgili notları gibi). Bazıları canlı bir şekilde yazılmış (Henry David Thoreau'nun, aile şirketi ürünü kurşunkalemlerle yazdığı günlüğü gibi -sergide bu kalemlerden bir paket var), bazıları ise neredeyse mikroskobik harflerle sıkıştırılmış (Charlotte Brontë'nin fırtınalı ve karanlık bir geceyle ilgili düşünceleri gibi). Kuşkusuz bizim çağımız anlık notları, ünlülerin güya bir anda yazdığı 140 karakterlik twitlere benzeyen bir tür saplantıya dönüştürdü. Bloglar elektronik uzaya, sanki sanal şişeler içinde dolaşan katlanmış kâğıtlar gibi atılıyor. Kendini yeniden yaratmanın, övmenin ve ifşa etmenin çağdaş karışımı, çok daha az değerli olmakla birlikte sergideki günlüklerden pek farklı değil. Alımlı "benlik" kavramının öncüleri, Aziz Augustine'in "İtiraflar"ının 15'inci yüzyıldaki ilk matbaa basımı ile bunun 18'inci yüzyıldaki laik mirasçısı olan Rousseau'nun "İtiraflar"ıdır. İkisi de, belli konuları vurgulamak ve belli haklara sahip çıkmak için özenle yazılmıştı. Samuel Pepys'in 17'nci yüzyıldaki Büyük Londra Yangını üzerine yazdıkları, kolay anlaşılır habercilik tarzı açısından daha değerli. Bunlar, yazarın günlüklerinin ilk baskısının düzeltilmiş provalarında bulunuyor. Ayrıca Pepys'in ancak yüz yıl sonra okunabilen, 3 bin el yazması sayfayı kodlarken kullandığı kısaltmaları gösteren bir sayfa var. Peki, bu günlüklerde kişisel sırlar, utandırıcı olaylar ve mahrem duygular nasıl işleniyor? Bazı yazarlar gizli yazılar kullanmış: Birisi hiyeroglif, diğeri aynada okunabilen yazı. Adèle Hugo tutkulu aşkını, Truffaut'nun "Adèle H'nin Öyküsü" filmine ilham veren günlüğüne karaladığı karmaşık sözcüklerle ifade etmiş. Günlükler bazen, kişiye dair açık bilgi veren her şeyden kaçınıyor. Thoreau'nun 1837'deki günlüğünün özlü sözlerle dolu çok uzun ilk cildi, Romantik döneme özgü şatafatlı diliyle yalnızca gençliğini değil (1817 doğumluydu) kişisel ayrıntılardan kaçınmasını da yansıtıyor. Örneğin, sahildeki değişen manzarayı "Çok ötelere uzanan, muhteşem ancak daima huzurlu ve hafifçe dalgalanan" diye betimlemiş. E.B.White'ın 1969'da The Paris Review'e verdiği röportajda, başlangıçta tuttuğu günlükleriyle ilgili söylediklerini belki kabul edebiliriz. White, bir viski kutusunun üçte ikilik kısmını dolduran günlükleri için, "Bunlar acemice, ahlakçı ve zırvalarla dolu şeylerdi" demiş. Sözde doğaçlama yazdıkları metinlerdeki sakıncalı imaları ayıklayıp düzelterek, istedikleri izlenimi yaratan günlükçüler var. Anaïs Nin'in günlüğünün bir cildi, yazarın iddiasına göre "düzeltilmemiş" haliyle daktiloya çekilmiş. Ancak bunun hiç de doğru olmadığını belirten Nelson, "Diğer günlük yazarları gibi Nin de, yaşamının öyküsünü dikkatle oluşturup arkadaşlarına, kamuoyuna ve kendisine göstermek istediği kimliği seçti" diyor. Hawthorne ile karısı Sophia'nın ortak tuttuğu günlükte, Sophia'nın gelecek nesillerce görülmesini istemediği için kararttığı kısımlar var. Yine de sergideki çoğu günlük, yazarların yaşamlarının ve kişiliklerinin inatçı gerçekleriyle girdikleri çatışmada, neredeyse acı veriyor. İngiliz köle sahibi John Newton'ın tuttuğu kocaman günlükte, onu "Amazing Grace" (Şaşırtıcı Merhamet)" adlı ilahiyi bestelemeye ve ileride köleliğe karşı çıkmaya götüren manevi dönüşümden başka, "tekrar günah işlemek"ten de bahsediliyor: "Geçen yıl yaşadıklarımla ilgili tuttuğum notları okudum. Ne kadar boş şeyler. Kendimi her sayfada ayıpladım". John Ruskin'in 1878'de tuttuğu günlükte, "Şubattan Nisana, Rüya" başlığı altında bir dizi boş sayfa var. Eleştirmen, kabusa benzer zihinsel çöküntü dönemini göstermek için bu sayfaları kasıtlı olarak boş bırakmıştı. Ruskin sonradan, günlüğünün önceki kısımlarına bakarak gizli semptomları bulmaya çalışmıştı. Tennessee Williams'ın 1950'lerde çalakalem yazdığı günlükler, beklenmedik ölçüde dokunaklı. Deha olarak övülen yazar, alkole ve uyuşturucuya bağımlı olarak yalnızlık ve sıkıntı içinde sürünüyordu. Williams sergideki defterin ilk sayfasında "Mavi günlüğe, kara bir günde başlıyorum" demiş ve cinsel yakınlaşmalar yaşadığı bir akşamın ardından, "sanki merhametli bir Tanrı bir anda, bu yaz çektiğim uzun acıların farkına varıp halime acıdı ve merhametinin işareti olarak bana bu geceyi bağışladı" yazmış. Sergi boyunca, ciddi sayfaların arasından güçlü duygular ve deneyimler fışkırıyor. Napolyon'un baş cerrahı Dominique Jean Larrey'in, felaketle sonuçlanan 1812-13 Rusya seferinde yanında taşıdığı deri bir evrak çantası ve günlüğün de aralarında bulunduğu, bazı olağanüstü tarihi belgeler var. Napolyon Larrey için "tanıdığım en hoş insan" demişti. Tolstoy'un "Savaş ve Barış" romanında, Prens Andrey'in ciddi yaralarını Larrey inceler. Larrey günlüğünde savaşın dehşetini anlatırken, 30 bin ölünün arasında buldukları evlatlarını kucakladıktan sonra suya atlayıp boğulan anneleri betimler: "Bu kadar büyük bir facia görülmemişti". Başka bölümlerini de görebilmeyi çok istediğim günlükler var. Örneğin, Sir Walter Scott'ın geçirdiği bir dizi felcin ardından konuşma yeteneğini yitirdiği dönemde yazdıkları. Scott, "Eski halimden eser yok. Saban, tarlanın sonuna yaklaşıyor" diye yazmış.

31.01.2011

Kaynak: Sabah – The New York Times

NLP Haberleri
Mustafa Kılınç Biyografisi
REİKİ VE DEĞİŞİM PROGRAMLARI
NLP DAP
Dailymotion
Nlpdap
40 Arena
Youtube