İnsan, Taşımaktan Vazgeçtiğinde Ne Olur?
Mustafa Kılınç – Sosyolog, Yazar, NSP Kurucusu
İnsan bazen hayatın ağırlığından şikâyet eder. Oysa hiç düşünmez: Hayat mı ağırdır, yoksa insanın hayatı taşıma biçimi mi?
Bir insan yıllarca aynı olayı hatırlayabilir. Aynı kırgınlığı hissedebilir. Aynı korkuyla karar verebilir. Aynı insanlara öfkelenebilir. Aynı davranışları tekrar edebilir.
Ve bütün bunlara kendi kişiliği diyebilir.
İşte insanın en büyük yanılgılarından biri burada başlar.
Tekrar ettiğimiz her şey bize ait olmak zorunda değildir.
Bazı düşünceler öğrenilmiştir. Bazı duygusal tepkiler zamanla alışkanlığa dönüşmüştür. Bazı davranışlar ise geçmişte işe yaradığı için bugün de sürdürülmektedir.
İnsan zamanla taşıdığı yükle kendisini birbirine karıştırır.
Öyle ki yük ortadan kalktığında kendisinin de eksileceğinden korkabilir.
Ağırlığın Görünmeyen Tarafı
Bir insanın omuzlarında taşıdığı en ağır şey bazen yaşadığı olay değildir.
O olayın ardından kendisi hakkında verdiği karardır.
“Ben değersizim.”
“Bana güvenilmez.”
“Ben başaramam.”
“Sevilmek için sürekli fedakârlık yapmalıyım.”
Bu ifadeler yalnızca cümle değildir. Tekrarlandıkça insanın dikkatini, beklentilerini, ilişkilerini ve davranışlarını etkileyen zihinsel kalıplara dönüşebilir.
Nöro Somatik Programlama (NSP), insanın düşünce, duygu, bedensel tepki ve davranış arasındaki ilişkisini kendi uygulama yaklaşımı içerisinde ele alır.
Buradaki temel soru yalnızca insanın ne yaşadığı değildir.
Yaşadığı şey bugün onun içinde nasıl devam etmektedir?
Çünkü geçmişte bitmiş bir olayın bugünkü etkisi devam edebilir.
Ve bazen insan, artık yaşamadığı bir hayatın duygusal sonuçlarıyla yaşamayı sürdürür.
Değişimin Ağırlığı mı, Özgürleşmenin Hafifliği mi?
İnsana sürekli değişmesi gerektiği söylenir.
Daha güçlü ol.
Daha başarılı ol.
Daha pozitif düşün.
Daha fazla mücadele et.
Peki, insanın ihtiyacı her zaman kendisine yeni bir şey eklemek midir?
Ya asıl mesele, artık kendisine hizmet etmeyen bazı kalıpları bırakabilmesiyse?
İşte NSP’nin dayanılmaz hafifliği düşüncesi burada anlam kazanır.
NSP yaklaşımında amaç, insanı sürekli geçmişini anlatmaya mahkûm etmek değil; bugünkü zihinsel, duygusal ve bedensel tepkilerinin değişebilir yönleri üzerinde çalışmaktır.
Burada hafiflik, hiçbir şey hissetmemek değildir.
Hafiflik, yaşananları inkâr etmek değildir.
Hafiflik, sorumluluktan kaçmak hiç değildir.
Hafiflik, geçmişin bugünkü hayatımız üzerindeki belirleyiciliğini sorgulayabilme cesaretidir.
İnsan Neden Kendi Yükünü Savunur?
Bu sorunun cevabı düşündürücüdür.
Çünkü insan yalnızca acı çekmez; bazen acısının çevresinde bir kimlik de oluşturur.
Kırgınlığını haklılığının kanıtı sayabilir.
Korkusunu tedbir olarak görebilir.
Öfkesini güçlü olmakla karıştırabilir.
Fedakârlığını sevilmenin bedeli kabul edebilir.
Böylece değiştirmek istediği şey, farkında olmadan koruduğu şeye dönüşür.
Bu nedenle insanın özgürleşmesi yalnızca bir duygunun azalmasıyla açıklanamaz.
İnsan, kendisini tanımlamak için kullandığı eski cümleleri de yeniden değerlendirmek zorundadır.
Çünkü bazen insanı tutan zincir, dışarıda değil; kendisi hakkında kesin doğru kabul ettiği düşüncededir.
NSP’nin Farklı Bir Kapı Açma İddiası
NSP, zihinsel ve duygusal örüntüler üzerinde çalışırken bedensel tepkileri de dikkate alan, yapılandırılmış uygulama tekniklerine dayalı bir yaklaşım olarak geliştirilmiştir.
NSP’nin uygulama anlayışında uzun anlatılar, telkin ve hipnoz zorunlu yöntemler olarak görülmez. Doğrudan örüntüye odaklanan kısa ve yapılandırılmış müdahaleler ön plandadır.
Ancak burada önemli bir ayrımı korumak gerekir: Bir yöntemin kısa veya farklı olması, her insanda aynı sonucu vereceğinin bilimsel kanıtı değildir. NSP’nin etkinliği, sınırları ve uzun dönem sonuçları daha kapsamlı bağımsız araştırmalarla değerlendirilmelidir.
Bu yaklaşımın düşünsel gücü ise önemli bir soruda saklıdır:
İnsan, değişebilmek için mutlaka yıllarca taşıdığı bütün yükleri yeniden yaşamak zorunda mıdır?
Bu soru, yeni araştırmaların ve yeni uygulama modellerinin önünü açabilecek niteliktedir.
Dayanılmaz Olan Hafiflik Değil, Hafifliğe Yabancılaşmaktır
Bir insan düşünün.
Yıllarca herkesi memnun etmeye çalışmış.
Hayır diyememiş.
Kendisini sürekli suçlamış.
Başkalarının beklentilerini kendi ihtiyaçlarının önüne koymuş.
Bir gün farklı davranmaya başladığında ilk hissettiği şey rahatlama olmayabilir.
Suçluluk hissedebilir.
Çünkü yeni davranış, eski alışkanlığıyla çatışmaktadır.
İşte özgürleşmenin en dikkat çekici paradoksu budur:
İnsan bazen özgürlüğe değil, alıştığı esarete daha fazla güven duyar.
Oysa insanın kendisine ait bir hayat kurabilmesi için her alışkanlığını kader, her korkusunu gerçek, her geçmiş deneyimini gelecek olarak kabul etmesi gerekmez.
NSP’nin dayanılmaz hafifliği, benim için tam da bu ihtimalin adıdır.
İnsanın geçmişini silmesi değil, geçmişiyle kurduğu ilişkinin değişebilmesi.
Duygularını yok etmesi değil, duygularının tek belirleyici güç olmaktan çıkabilmesi.
Kendisine yeni bir kimlik dayatması değil, kendi seçimlerini daha özgür yapabilmesi.
Son Söz: İnsan Kendisine Ne Kadar Ağır Gelir?
Bugün kendinize farklı bir soru sorun:
Hayatınızdan bir insanı, bir olayı, bir hatırayı değil; yalnızca size artık hizmet etmeyen bir düşünce kalıbını çıkarabilseydiniz ne değişirdi?
Belki kararlarınız.
Belki ilişkileriniz.
Belki kendinize bakışınız.
Belki de yıllardır değiştirmeye çalıştığınız hayatınızın başlangıç noktası.
Çünkü insanın dönüşümü her zaman daha fazlasını kazanmasıyla başlamaz.
Bazen artık taşımak zorunda olmadığını fark ettiği şeyle başlar.
NSP’nin dayanılmaz hafifliği, insana hiçbir şeyin ağırlığını hissettirmemek değil; hangi yükün gerçekten kendisine ait olduğunu ayırt edebilme ihtimalidir.
Ve belki de insanın kendisine verebileceği en büyük özgürlük budur.
Mustafa KILINÇ
Sosyolog – Yazar – Nöro Somatik Programlama (NSP) Kurucusu
“İnsan, geçmişinin taşıyıcısı olmak zorunda değildir; geleceğinin kurucusu olabilir.”
— Mustafa Kılınç